|
Tülay Ferah tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 16 Kasım 2008 22:47 |
Kitap fuarı ve trafik...
Kitap fuarı biliyorsunuz Beylikdüzün’de. Ben kadıköy yakasında otuırduğum için oraya gitmek ciddi bir seyahat oluyor. Neredeyse gidiş dönüş olarak beş saatiniz geçiyor. Tabii bunun tercümesi de ciddi bir yorgunluk ve zaman kaybı.Ama kitap olsun da yorgunluk olsun değil mi, zamanın da hiç önemi yok. Çünkü bize zaman denen düşünsel bir kaygı verilmemiş. Verilseydi zaten kitap fuarına gidiş dönüşüm beş saatimi almazdı. Binerdim metroya, çok kısa bir süre içinde de fuarın içinde olurdum. Böyle olmadığı için zaman akıp gider, bizde akıp akıp gideriz, gideriz, derdimiz yaşam kalitemizi yükseltecek bir mucizedir. Bir gün birisi bize dur der, durup bakarız, gördüklerimiz yine bildik ve yetersizdir yine yolumuza devam ederiz. Ama zaman sozsuzdur, bu sonsuzluk aradığımız şeyler için yıpratıcı, başedilmez bir beladır. Bu noktada ya yolumuz devam edeceğiz ya da bugünlerde olduğu gibi herkes başının çaresine baksın deyip, durduğumuz yeri mekan edineceğiz ve bir adım öteye adım atmayı bile düşünmeyeceğiz. Mucize falan da yoktur diyerek. Oysa bilsek ki mücizenin ta kendisi biziz.. Ama özgüvenimiz hep düzen tarafından iğdiş edildiği için mücize her zaman ben değil de ‘ötekidir.’ Öteki kim onu da hâlâ bilmiyorum!..Fuara gittiğimde kitaplara bakacak gücüm neredeyse yok olmak üzereydi ama önemli olan bir şey vardı, kitaplar, binlerce kitap görücüye çıkan bir genç gibi yanakları al al bekliyordu. Kitaplara doğru yürüdüm, kollarımı açtım, sonunda kavuşmuştuk! Ferhat ile Şirin gibi!Sevgiler, haftaya Pazartesi.
|
|
Son Güncelleme ( Pazar, 16 Kasım 2008 22:55 )
|